Deprem ve Depremin Önceden Bilinmesi Üzerine

Hepinizin bildiği gibi yakın bir zamanda, İstanbul’da büyük bir deprem beklenmektedir. Biz bu vesile ile bu yazımızda bu konuyu ele alacağız. Deprem nedir? Nasıl oluşur? Önceden kestirilebilir mi? Eğer kestirilebilirse nasıl olur? İnsanüstü Türk hareketi olarak bu konuda ne yapmamız icap eder? İstanbul depreminin olacağını nereden biliyoruz? Bu İstanbul depremleri neden belirli periyotlar halinde devam eder? Bu soruları yanıtlamaya çalışacağız.

Öncelikle deprem nedir bu konudan başlayalım. Depremin nedenini bilmek için dünyanın içinde cereyan eden olayları bilmek gerekir. Bunu basit bir örnekle açıklayalım.

Türk kahvesini hepiniz biliyorsunuzdur. Bol köpüklü bir Türk kahvesi düşünün. Bu fincanı masaya koyup incelediğinizde, üzerindeki köpüklerin kenarlara doğru hareket ettiğini farkedersiniz. Neden? Çünkü kahve, dış ortamdan daha sıcaktır. Doğadaki herşey gibi buradaki sıcaklık da dengelenmek ister ve ısı kaybetmeye başlar. Bu ısı kaybı olurken, üst taraftaki sıvı soğur, büzüşür ve dibe doğru hareketlenir. Bu esnada alt taraftaki sıcak ve genleşmiş durumda olan sıvı yukarıya çıkar. Dolayısıyla bir sirkülasyon meydana gelir. Bu sirkülasyonun neticesinde, yüzeyde bulunan köpükler hareket eder.

İşte dünya da aynen böyledir. Yüzey soğuktur ve içi sıcaktır. İçeride ısısı artan magma, genleşerek yukarıya çıkar. Yukarıya çıkan ve soğuyan magmanın ise yoğunluğu azalır ve tekrar dibe çöker. Bu oluşan sirkülasyon neticesinde, yüzeyde bulunan kara parçaları hareket eder. Dünyanın çeşitli yerlerinde ve çeşitli derinliklerinde cereyan eden sirkülasyonların bir sonucu olarak, dünyanın çeşitli yerlerindeki kara parçaları, çeşitli yönlere doğru çeşitli hızlarda ilerlerler.

İşte bu kayma esnasında, kaya kütleleri birbiri ile çakışabilir. Çakışan kayalar, arkalarından gelen kaya kütlelerinin ittirmesi ile basınç biriktirirler. Tıpkı bir çeliğin belirli bir aşamaya kadar büküldükten sonra kırılması gibi, bu devasa kaya kütleleri de belirli bir basınç seviyesinden sonra kırılırlar. Bu kırılma sonrasında, boşalan enerji sebebiyle kaya kütleleri dalgalanmaya başlarlar. Bu dalgalanmaların yeryüzündeki etkilerine deprem denir.

Peki deprem önceden kestirilebilir mi? Yıllar yılı insanoğlu deprem belasından çok çektiği için, bu duruma karşı tedbirler almaya çalışmıştır. Kimi falcılara danışmış, kimi hurafelere inanmış, kimi de bilimsel yollarla bunu hesap etmeye çalışmıştır. Ancak bu çabaların her biri sonuçsuz kalmıştır. Peki neden? Çünkü bir depremin ne zaman olacağını bilmek için, yeryüzünün tamamının kıta hareketlerine anlık olarak vakıf olmak ve bunların her birini tek tek hesaplamak gerekmektedir. Sadece bu da yetmez, hangi kaya kütlesinin ne kadar basınca dayanabileceğini, ölçüm zamanına kadar geçen sürede ne kadar basınca maruz kaldığını hesaplamak gerekir. Daha sonra, daha ne kadar süre bu basınca maruz kalabileceğini, sonuç olarak ne zaman kırılıp deprem üreteceğini bilmek gerekir. Günümüzdeki teknoloji ile bu hesaplamaları yapmak mümkün değildir. Çünkü bunu yapmak için yeryüzünün tamamının, tüm derinliklerindeki tüm özelliklerini bilmek gerekir. Henüz bu bilgiye vakıf olmadığımız gibi, bu bilgiyi işleyip deprem zamanı tayin edebilecek teknolojiye de sahip değiliz.

Eğer ilerde tüm yeryüzü, devasa bir uydu ağı ile taranırsa, bu veriler de aşırı yüksek işlem kapasitesine sahip süper bilgisayarlarca işlenirse, belki o zaman depremleri önceden kestirebiliriz. Yani iş yine dönüp dolaşıp teknoloji geliştirmeye ve bunları doğru kullanmaya dayanıyor.

İstanbul depremine gelirsek, bizim bu deprem hakkında bildiklerimiz, daha önce olan depremlerden elde ettiğimiz çıkarımlara dayanmaktadır.

Nedir bu çıkarımlar? İstanbul’da meydana gelen depremler, tarihi verilerden anladığımız kadarı ile her 250 yılda bir tekrar ediyor. Her 250 yılda bir tekrar etmekle kalmıyor, 15-20 sene arayla deprem çift halde geliyor. En son olan deprem 1999’da olduğuna göre, ondan öncekiler ise yaklaşık 250 yıl önce olduğuna göre, “şu sıralar” beklenen ikinci büyük deprem gerçekleşebilir.

Bu kesin midir? Hayır. Çünkü yeri gelmiş bu depremlerin oluş aralığı 300 yıla çıkmış, yeri gelmiş 200 yıla inmiş. Yeri gelmiş çifte depremden sadece biri olmuş, yeri gelmiş çifte depremlerin arası 50 yıl açılmış.

250 yılda bir, 15-20 sene arayla çifte büyük deprem olması, genel bir beklentidir.

İstanbul’da, yani o devasa fay hatları üzerinde yaşayan takipçilerimize önerimiz, her an herşeye hazırlıklı olmalarıdır. Biz burada bir infial yaratmaya değil, doğruları ortaya çıkarmaya uğraşıyoruz.

Tabi, sadece İstanbul’daki takipçilerimiz üzerine alınmasın, ülkemizin hemen her yeri (Konya-Karaman hariç) ağır deprem kuşağında bulunmaktadır. Tüm milletimiz, her an her şeye hazırlıklı olsun.

Son 2000 yıldır tek bir santim bile hareket etmeyen Konya-Cihanbeyli bölgesinin sakinleri ne kadar şanslı değil mi? Onlar da sakın ha kendilerini bu işten sıyırmasınlar, çünkü sorun hepimizin ortak sorunudur. Çözüm ise yine bizim elimizdedir. Bilim ve teknoloji ile uğraşmak, hayatta karşımıza çıkan ve çıkabilecek sorunlara bilimsel çözümler üretmeye çalışmak, her birimizin boynunun borcudur. Aksi halde zayıf düşeriz ve doğa zayıfları asla affetmez.

Gelecek Bizim Elimizde!

Moriarty
156 IQ, Yazar ve Mucit

Yorum Bırakın