Transhümanizm

Transhümanizm, insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin arttırılması, yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen veya gereksiz görülen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslararası bir entelektüel ve kültürel harekettir. Transhümanist düşünürler, bu amaçla insan geliştirme tekniklerinin, yüksek teknolojinin kullanılması imkânlarını ve muhtemel sonuçlarını tartışırlar.

Evrensel transhümanizm sembolü

Transhümanist teknolojilere örnekler vermek gerekirse bunlar; Daha uzağı net şekilde görebilmemizi sağlayan lensler, çok daha fazla yük taşımamızı ve daha dayanıklı olmamızı sağlayan kol/bacak gibi uzuvlar, exoskeleton, yanmaya dayanıklı yapay deri ve daha iyi duyabilmemizi sağlayan mikro cihazlar gibi teknolojilerdir. Burada bir terim daha karşımıza çıkıyor: Cyborg.

Cyborg(Sayborg), insan ve makine kombinasyonuna denilir. Cyborg kelimesi, cybernetics (sibernetik) ve organism (organizma) kelimelerinden türemiştir. Bu terim 1960 yılında Manfred Clynes isimli bilim adamı tarafından uzayda insan neslinin hayatta kalabilmesi ve biyolojik fonksiyonlarının geliştirilmesi amacıyla ortaya atılmıştır.

İlk olarak cyborg, insan vücut faaliyetlerinin kontrolünü desteklemek amacıyla ortaya çıkmıştı. Bunlara örnek olarak yapay kalp kapakçığı, oksijen tankı veya insülin pompası verilebilir. Günümüzde ise insanın günlük işlerini veya zorlu görevleri tamamlamak amacı ile teknolojinin üst seviyede kullanılması olarak adlandırılabilir. Bunlara örnek olarak biyolojik kol, aselsan ASYA Exoskeleton, Neuralink, insan gözünden çok daha uzağı net görebilen yapay göz projeleri ve 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak geliştirilmiş uzuvlar verilebilir. Peki neden son zamanlarda bu projeler ile cyborg teknolojisi gündeme gelmeye başladı? Çünkü doğa görevini yapıyor. İnsanı sınırlarını aşmaya teşvik ediyor ve bir sonraki doğal seçilimi hızlandırıyor. Güç, hırs, zevk gibi kavramlar insanı evrimleşmeye zorluyor. Uzay ve gizem, insanı kendisine aşık etti. Bu öyle bir aşk ki, yolun sonunda bu biyolojik vücuttan ayrılmamız gerekecek. Çünkü bu deri bu aşkın sıcaklığını kaldıramayacak. Bu gözler bu aşkın parlaklığına dayanamayacak!

Sözün kısası, hayatı ve hayatın en temel mekanizması olan evrimi, şansa ve akışına bırakmak yapılabilecek en büyük yanlıştır. Bilim ve teknolojinin gücünü ele alıp “müdahale” etmek ise, yapılmış ve yapılacak olan en büyük akıllılıktır.

İnsanüstü Türk hareketinin temelini bilim oluşturur. Bilimi kullanarak geleceği ve dolayısıyla insan bedenini maniple etmek, en büyük gayemizdir. Bu güne kadar bilim insanları, insan bedenine karşı olan tehditleri kontrol altına almaya çalışmış, bir çok hastalığa çare bulmuştur. Yenilgiye uğratılan her hastalık, insanoğlunun ortalama yaşam süresini arttırmıştır. İnsan bedenini hastalıklardan kurtarmak, yaşlılıktan korumak, her türlü tehdide karşı dayanıklı hale getirmek, bizim için olmazsa olmaz bir zorunluluktur.

 

Teknokrasi

Teknokrasi, bütün karar verme süreçlerinin teknik uzmanların ellerinde olduğu bir yönetim şeklidir. Yönetim kademelerinde sadece bilgi, deneyim ve yetenek sahibi bilim insanları, mühendisler ve teknolojistler yer alır.

Teknokrasinin başlıca özellikleri:

  • Siyasi kurumların yönetimi, teknokratlardan oluşan “uzmanlar kurulu” ile yürütülür.
  • Siyasi ve ekonomik süreçler bilime ve rasyonalizme(akılcılık) dayandırılır.

İnsanlığın çözmesi gereken en büyük problem ölüm, yaşlanma, hastalıklar, yani transhümanizm ise, en büyük ikinci problem yönetimdir. Demokrasi denilen bela, çoğunluğun dediğin hayata geçmesini sağlamaktadır. Oysa ki çoğunluk genelde yanılır.

Galileo’ya “çoğunluğun kararlarına uy” masalını anlatabilir miydiniz? Eğer çoğunluğa kalsaydı hala dünyanın düz olduğu kanısı hakim olabilirdi. Einstein’a “çoğunluğun kararlarına uy” diyebilir miydiniz? Eğer öyle olsaydı, hala uzayın ve evrenin yapısı hakkında yanılıp duracaktık.
Doğru; tüm dünyaya karşı, tek bir kişi tarafından haykırılsa dahi doğrudur. Doğrunun hakim kılması için de, demokrasi değil teknokrasi gerekmektedir.

Nedir teknokrasi? Teknolojinin ve bilimin hakimiyetidir. Bir konuda alınacak olan kararların, ağzı en çok laf yapan tarafından değil, o konunun uzmanları tarafından alınmasıdır.
Demokrasi yalandan ve yenilgiden başka birşey getirmemiştir. Halkın çoğunluğunun karar vermesi, yönetime talip olanlar için bu güruhun yönlendirilmesi problemini ortaya çıkardı. Bu problemin çözümü ise, halkın hoşuna gidecek sözler söylemek, halkın anlayacağı dilden konuşmak, doğrular gün gibi ortadayken halkın isteklerine boyun eğmek demekti.
Demokrasi rejiminin hükümranları, kendilerini halka “seçtirmek” için her türlü yalan ve oyunu çevirebilecek kapasitededirler. Bu derece yüksek sahtekarlık yeteneği barındıran insanlar ise, asla doğru kararlar alamazlar. Çünkü doğru kararlar alabilmek için, doğrunun takipçisi ve neferi olmak gerekir. Doğruların peşinde koşmaya alışmış olan insanlar ise, kimsenin ne düşündüğünü umursamadan, doğruları direkt olarak söyleyen insanlardır.
Demokrasi rejimlerinde alınan kararlar “acaba olması gereken bu mu?” sorusundan hareketle ortaya çıkmaz. Bu kararlar alınacakken sorulan soru şudur: “acaba halk hangi kararı destekler?”
Demokrasi rejiminde yöneticilerin en büyük kaygısı, oy kaygısıdır. Bir bilim merkezi kurmak siyasilere oy kazandırmayacaktır. Bunun yerine eğlence mekanları, parklar, insanların rahatça vakit geçirebileceği alanlar yaparlar. Eğitim bütçeleri ve programları, halkın üstün bir düşünce yetisine sahip olması için yapılmaz. Tam tersine, halkın daha rahat yönlendirilebilecek bir kıvama getirilmesi amaçlanır. Çünkü düşünen insan sorgulayacaktır. Sorgulamanın olduğu yerde ise maniple olayı ortadan kalkar. Maniple olmayan bir halk, yöneticiler için en büyük sorundur.

Varsayalım ki, demokratik bir ülkedeki din işleri başkanlığına yönetici belirlenecek. Kriterler nelerdir? Yeni gelecek olan yönetici, halkın dinini adam gibi öğrenmesini sağlamalı mıdır? Halkın zihnindeki yanlışları silip atmalı mıdır? Dini istismar eden, parasal veya kişisel meselelerle insanlar üzerinde hükümranlık kuranlara karşı mücadele etmeli midir? Dinin insanlar üzerindeki etkisini, pasifleştirme durumundan ilerleme durumuna çekmeli midir? İnsanları, sorgulayan bir hale getirmeli midir? Tabi ki hayır.
Kriterler şunlardır: halkın dini görüşlerini bire bir yansıtmak. Halkın kafasındaki din algısını olabildiğince övmek. Halkın dini görüşlerine aykırı olan akımlarla mücadele etmek. Halkın dini görüşünün, yönetimdeki insanlarla bire bir örtüştüğü düşüncesini, insanların beynine sokmak. Evet, beynine sokmak!

Teknokrasi; demokrasinin tam zıttı olarak, işi ehline teslim etmektir. Bir konudaki karar hakkını, o konunun uzmanlarından oluşan bir konseye vermektir. Bu konseydeki uzmanlar, konuyu incelerler ve en doğru kararı vermeye çalışırlar. En doğru kararı verip vermedikleri, başka uzmanlar tarafından sürekli olarak denetlenmektedir. Tamamen liyakate dayalı olan teknokratik sistem, kişi kayırmanın ve torpilin ecelidir. Hiç kimse, hakkı olmayan bir makamı işgal edemez. İşini adam gibi yapmayanlar, sistemde asla barınamazlar. Devlet, adeta devasa bir makine gibi çalışır. Bu makine, sürekli olarak denetlenir ve bozuk parçalar yok edilir. Alınan her karar, bilimsel temellidir. Kararların akla ve mantığa %100 uyması zorunludur.

 

Kaynak Bazlı Ekonomi

Harita üzerinde Türkiye’ye baktığınızda ne görüyorsunuz? Dağlar, nehirler, göller, denizler ve kara parçaları.
Daha yakından bakalım, ormanları görebilirsiniz. Dağların farklı renklerde olduğunu da seçebilirsiniz. Görüşünüzü değiştirip toprağın yapısını ve toprağın altını da görebildiğinizi düşünün. Bu gezegen yeni keşfedilmiş olsaydı ve size bu coğrafyanın kaç kişiyi kaldırabileceğini sorsalardı ne derdiniz?

Öncelikle su kaynaklarının kaç kişiyi besleyebileceğine bakardınız. Bununla bağlantılı olarak insanların beslenmeleri için tarım arazileri de gerekir. Su kaynaklarından, hem tarıma hem de insana yetecek şekilde hesap çıkarmanız gerekir. Bunları hallettikten sonra, insanların yaşayacakları evleri ve şehirleri düşünürsünüz. Aklınıza gelen soru ne olmalıdır? Yeterince taş var mı? Yeterince demir var mı? Yeterince inşa malzemesi var mı? Bunlar için ne kadar iş gücü gerekir? İnsanlara araç gerekiyor. Bu araçları üretmek için öncelikle fabrikalar kurmak lazım. Bu fabrikalarda robotların çalışacağını ve robotları da başka robotların üreteceğini var sayarsak, bunları ilk başta beden gücü ile inşa edecek insanlar gerekir. Bunların eğitimi için okullar gerekir.
Kısacası, ihtiyacınız olan herşey doğada mevcuttur. Gidersiniz, alırsınız ve tüm ihtiyaçları halledersiniz. Burada paranın rolü nedir? Hiç! Para ilk icat edildiği zaman, kaynakların sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Elinizde ne kadar kaynak varsa, onu temsil eden bir paranız vardı. Zaman geçtikçe sembol-kaynak dengesi bozuldu. Size soruyoruz, şu an dünyadaki tüm kaynaklara karşılık gelen para var mı? Tabi ki yok. İşte büyük illüzyon burada başlıyor. 
Mesela Türkiye. Türk ekonomisini gözünüzde canlandırın. Türkiye’de herkese ev ve araba yapacak kadar para yoktur. Bu yüzden yapılmaz. Peki ama neden? Neden para yeter mi diye soruluyor? Esas zenginlik kaynak değil mi? Esas soru, yeterli kaynak var mı olmalıdır. Yeterli kaynak var.

Teknokratik bir yönetim kurulduğunda, para ortadan kalkacak ve tek zenginlik kaynaklar olacaktır. Bu kaynaklar, tam zamanlı çalışan bir makine gibi işleyen devlet tarafından kullanılacak ve nüfusun ihtiyaçları karşılanacaktır. Nüfus planlaması, insanların belirli bir sayının üzerine çıkmasını engelleyecektir. Tüm üretim robotlaştırıldığı ve parasızlaştırıldığı için, insanlar hayatlarını devletlerine ve gelişmeye adayacaklardır. Devlet tüm kaynakları elinde bulundurmalı, kontrol etmeli, kullanımını planlamalı ve insanlara bunun neticesinde refah içinde bir hayat sağlamalıdır.
İnsanlar bedensel olarak çalışmak için değil, beyinsel olarak çalışmak için vardırlar.

 

 

Militarizm

Hangi milletten olursa olsun, hiç kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek vardır. Bu gerçek; tarihe en büyük etkiyi yapmış olan milletlerden birinin Türk milleti olmasıdır. Bu etkinin “neredeyse” tamamı askeri alandadır. Türk milleti, ulusların ilk ortaya çıktığı ve ilk devletlerin kurulduğu zamandan beri daima “dünya hakimiyeti” için çalışmıştır. Bu durumun en büyük sebebi, Türk milletinin varoluş inancında yatmaktadır. Bu inanca göre, evrenin yaratıcısı olan Göktanrı, Türkleri dünyaya adalet için göndermiştir. Bu inanç, Türkler hangi dine mensup olursa olsun değişmemiştir. Metehan’ın Çin seferlerinde, Cengiz Han’ın planlarında, Hülagü’nün mektuplarında, Atilla’nın nutuklarında, Timur’un amaçlarında, Osmanlı’nın akınlarında hep aynı sebep vardır. Adaleti sağlamak ve Türklerin doğal hakkı olan hükümranlığı elde etmek.

Zaman geçtikçe, savaş gücünün yerini bilim gücü aldıkça, Türklerin dünya üzerindeki etkisi zayıflamıştır. Tüm toplumsal yapısı ve gücü savaşa dayanan Türkler, savaşların bilime dayanması ile adeta sudan çıkmış balığa dönmüştür. Bilimsel ilerlemeyi yakalayamamış, bunun bir sonucu olarak başka birkaç millet karşısında yenilgiler almıştır. Hatta durum öyle bir hal almıştır ki, Türk tarihi boyunca, Türklerin en az toprağa hükmettiği çağ, günümüzdeki çağdır. Ayrıca Türkler, birçok farklı coğrafyada bir çok farklı isimle darmadağın halde yaşamaya başlamışlardır.

Peki dünya, Türk hakimiyetinden sonra kimlerin eline kaldı? Kendisini medeni zanneden, kravatlı vahşilere. Bu vahşilerin amaçları tamamen egoist ve kısırdır. Dünyanın yeraltı ve yer üstü zenginliklerini ele geçirmek için yaptıklarını her gün görüyorsunuz. Milletlerin içindeki hainleri bulup eğitmek, o milletin başına geçirmek, sıradan bir batı uygulamasıdır. Kendisine medeni diyen bu vahşiler, dünyanın her yerinde birçok farklı medeniyet ögesini yok etmişlerdir. Ülkelerin maddi zenginliklerini sadece yağma ve talanla ele geçirmediler, bir de üzerine, yarattıkları “sanal para” eklendi. Bu para, hiçbir gerçek zenginlik kaynağına dayanmayan değersiz bir kağıt parçasıdır. Ancak yarattıkları algı ile, bu parayı zenginliğin esas kaynağı olarak göstermişlerdir.
Bu gibi uygulamaların hepsi “eğer sağlam bir amaç uğruna olsaydı” meşru görülebilirdi. Amaçları nedir? Kendi halkları dahil tüm dünya halklarını, 3-5 patrona köle yapmak. Irak’ta ölen Amerikan askerleri ne uğruna öldü? Petrol baronlarının ve silah şirketlerinin cebini bu sanal para ile doldurmak için. Peki nihai amaç neydi? Dünyanın tüm zenginlikleri sanal paraya bağlandığında, bu sanal para ise birkaç patronun emrine alındığında ellerine ne geçti? Ego tatmininden başka hiçbir şey. Adalet duygusu yok. İlerleme ve gelişme duygusu yok. Hastalıkların tedavilerini bile, ilaç piyasası bozulacağı için engelleyen bir sistemden ve o sistemin sahiplerinden bahsediyoruz. Hiçbir amacı olmayan, adeta bir virüs gibi gezegeni kemirip bitiren bir sistemden bahsediyoruz.

Peki bizler, atalarımızın yaptığı gibi dünyayı adil bir düzen içinde yönetmekten başka ne yapacağız? Bizim atalarımızdan farkımız ne olacak? Bilimsel gücü eline almış bir Türk milleti, insanlığı bir kısır döngünün içine sokmayacaktır. Amaç, daima daha ileriye gitmek, insanlığı ve medeniyeti sonsuz evrenin içinde yüceltebildiği kadar yüceltmektir. Evrenin sınırlarını keşfetmek, varoluşun sırlarını öğrenmek ve uzayın gizemli perdelerini teker teker kaldırmaktır.

Günümüzde dünyayı yönetmekte olan kravatlı vahşilerin uzay planları bile, temelde dünyadaki amaçları ile aynıdır. Dünyadaki kaynakları nasıl amaçsız bir ego uğruna yağmalıyorlarsa, aynını uzay için de yapmayı planlamaktadırlar. Amaçları tıpkı bir virüs gibi, sürekli olarak kaynak tüketmektir. Tüketilen kaynakların tek amacı, bu kısır döngünün devamını sağlamaktır.
George W. Bush’un dediği gibi: “İyi bir Amerikalı olmak için bol bol alışveriş yapın.” Adama sorarlar. tamam da neden? Cevap hazırdır. “Amerikan yaşam tarzı asla sorgulanamaz!”
Transhümanist Türkler olarak 3. amacımız, bilimin Türk toplumunda hakim kılınmasını sağlamak, bu gücü askeri disiplinle birleştirerek sonsuzluğa taşımaktır. Transhümanizmin bu kravatlı vahşiler tarafından sağlanması demek, ego savaşlarının bir cehennem yaratması demektir. Ölümsüz şirket patronlarının, amaçsızca kemirdiği bir gezegen hayal edin. Asla durdurulamaz olacaklar. Ta ki yok olup gidene kadar.

Bizler, insanlığın son umuduyuz.