Milli Bir Hareket Şekli Olarak Transhümanizm

Transhümanizmin adlandırılması batı kaynaklıdır. Hatta ABD gibi yerlerde bu görüş, siyasal parti halini almıştır. Her ne kadar 1980’li yıllarda bir araya gelen bilim adamları bunu bir hareket tarzı haline getirmişse de, gerçek manada transhümanizm aslında zaten binlerce yıllık insanlık tarihinin özünde vardır.

İnsanlık tarihinden haberdarsanız, bilimsel gelişmelerin geçmişten bu güne nasıl olduğunu biraz olsun biliyorsanız, bu işin geleceğini de düşünürsünüz. Bu düşünceye sahip olmak için batılıların yazdıklarını okuyup “biz de bu hareketi benimseyelim” demenize gerek yoktur.

Transhümanizm; komünizm ya da faşizm gibi benimseyeceğiniz ya da benimsemeyeceğiniz bir ideoloji değildir. İnsanlığın önündeki seçenekleri akıl ve bilimsel yolla değerlendirmek, sizi ister istemez bu düşüncelere itecektir. Batılılar, insanlığın zaten gitmek zorunda olduğu bu yola isim koymuşlardır. İsim koymak, bir fikre sahip olmak demek değildir.

Kendinize şu soruyu sorun: “İnsanlığın geleceği nasıl olacak?” Eğer küresel ısınmadan, bakterilerin tüm ilaçlara karşı hızla direnç kazanmasından, nüfus artışından ve her an patlayabilecek olan süper volkanlardan haberdarsanız, hiçbir şey yapılmaması halinde insanlığın yok olacağını biliyorsunuzdur.

Jeolojik tarihimiz, bize bir süper volkanın patlaması halinde, dünyadaki canlılığın büyük çoğunluğunun öleceğini söylemektedir. Belirli periyotlar halinde olan bu patlamaların, olağan tarihi çoktan geçmiştir. Yani her an gerçekleşebilir.

Biyologlar ve tıp uzmanları, bakterilerin sürekli evrimleşerek, tüm antibiyotiklere karşı direnç kazandıklarını ortaya koydular. Yakında hiçbir bakteriye veya virüse karşı ilaç kullanamaz hale gelebiliriz. Kara veba, İspanyol gribi gibi hastalık salgınlarının daha şiddetli ve durdurulamaz versiyonları her an kapınızı çalabilir.

Peki ya göktaşları? Dünyaya her gün uzaydan çeşitli büyüklüklerde göktaşı düşmektedir. Bunların çoğu atmosferde yanmaktadır. Ancak düşen göktaşlarının boyutları tamamen tesadüfidir. Dünyaya birkaç yüz bin yılda bir “yok edici etki” barındıran göktaşı düşmektedir. Bunlara karşı ise herhangi bir savunma sistemi henüz yoktur.

Kısacası, bilimsel gelişmelerde bulunmak, insanlığa karşı olan her türlü tehdidi ortadan kaldırmak “mecburiyetindeyiz”. Transhümanizm işte tam olarak bu zorunluluktur. İnsan denilen canlının, bilimsel yöntemler kullanılarak “yok edilemez” olmasıdır. Hiçbir hastalığın, hiçbir doğal felaketin, hiçbir etkinin zarar veremediği insana, yani transhumana ulaşmak bizim gayemizdir.

Transhümanizm; bir ideoloji değil, çok az insanın görebildiği bir zorunluluktur.

Bu hareketin milli olmasına gelince;

Tarihe baktığınızda, birçok milletin bir çok yeniliğe imza attığını göreceksinizdir. Ancak hiçbirisi Türklerin başardığı imkansızlıkların seviyesine ulaşamamışlardır.

Türkler, bu günlere hep savaşçı özellikleriyle geldiler. Kılıç devri bittiğinde ise güçsüzleştiler. İşte tam da şimdi, güç denilen şeyin bilimle eşit olduğu anda; Türkler, içlerinde yatan büyük potansiyeli bu uğurda kullanacaklardır. Savaşmaktaki marifetlerinin, savaşa harcadıkları zeka ve disiplinin çok küçük bir kısmını bile bilime aktardıklarında, dünya bambaşka bir yer halini alacaktır.

Tarih; transhümanist ismini ilk defa batılıların kullandığını, ancak bu fikri sadece Türklerin gerçekleştirebildiğini yazacaktır.

Moriarty

156 IQ, Yazar ve Mucit


2 Yorumlar

  1. Hakan Erdoğdu 30 Ekim 2017

Yorum Bırakın