Teknokrasi Hakkında

İnsanlığın çözmesi gereken en büyük problem transhümanizm ise, en büyük ikinci problem yönetimdir. Demokrasi denilen bela, çoğunluğun dediğin hayata geçmesini sağlamaktadır. Oysa ki çoğunluk genelde yanılır.
Galileo’ya “çoğunluğun kararlarına uy” masalını anlatabilir miydiniz? Eğer çoğunluğa kalsaydı hala dünyanın düz olduğu kanısı hakim olabilirdi.
Einstein’a “çoğunluğun kararlarına uy” diyebilir miydiniz? Eğer öyle olsaydı, hala uzayın ve evrenin yapısı hakkında yanılıp duracaktık.
Doğru; tüm dünyaya karşı, tek bir kişi tarafından haykırılsa dahi doğrudur. Doğrunun hakim kılması için de, demokrasi değil teknokrasi gerekmektedir. Nedir teknokrasi? Teknolojinin ve bilimin hakimiyetidir. Bir konuda alınacak olan kararların, ağzı en çok laf yapan tarafından değil, o konunun uzmanları tarafından alınmasıdır.
Demokrasi yalandan ve yenilgiden başka birşey getirmemiştir. Halkın çoğunluğunun karar vermesi, yönetime talip olanlar için bu güruhun yönlendirilmesi problemini ortaya çıkardı. Bu problemin çözümü ise, halkın hoşuna gidecek sözler söylemek, halkın anlayacağı dilden konuşmak, doğrular gün gibi ortadayken halkın isteklerine boyun eğmek demekti.
Demokrasi rejiminin hükümranları, kendilerini halka “seçtirmek” için her türlü yalan ve oyunu çevirebilecek kapasitededirler. Bu derece yüksek sahtekarlık yeteneği barındıran insanlar ise, asla doğru kararlar alamazlar. Çünkü doğru kararlar alabilmek için, doğrunun takipçisi ve neferi olmak gerekir. Doğruların peşinde koşmaya alışmış olan insanlar ise, kimsenin ne düşündüğünü umursamadan, doğruları direkt olarak söyleyen insanlardır.
Demokrasi rejimlerinde alınan kararlar “acaba olması gereken bu mu?” sorusundan hareketle ortaya çıkmaz. Bu kararlar alınacakken sorulan soru şudur: “acaba halk hangi kararı destekler?”
Demokrasi rejiminde yöneticilerin en büyük kaygısı, oy kaygısıdır. Bir bilim merkezi kurmak siyasilere oy kazandırmayacaktır. Bunun yerine eğlence mekanları, parklar, insanların rahatça vakit geçirebileceği alanlar yaparlar. Eğitim bütçeleri ve programları, halkın üstün bir düşünce yetisine sahip olması için yapılmaz. Tam tersine, halkın daha rahat yönlendirilebilecek bir kıvama getirilmesi amaçlanır. Çünkü düşünen insan sorgulayacaktır. Sorgulamanın olduğu yerde ise maniple olayı ortadan kalkar. Maniple olmayan bir halk, yöneticiler için en büyük sorundur.
Varsayalım ki, demokratik bir ülkedeki din işleri başkanlığına yönetici belirlenecek. Kriterler nelerdir? Yeni gelecek olan yönetici, halkın dinini adam gibi öğrenmesini sağlamalı mıdır? Halkın zihnindeki yanlışları silip atmalı mıdır? Dini istismar eden, parasal veya kişisel meselelerle insanlar üzerinde hükümranlık kuranlara karşı mücadele etmeli midir? Dinin insanlar üzerindeki etkisini, pasifleştirme durumundan ilerleme durumuna çekmeli midir? İnsanları, sorgulayan bir hale getirmeli midir? Tabi ki hayır.
Kriterler şunlardır: halkın dini görüşlerini bire bir yansıtmak. Halkın kafasındaki din algısını olabildiğince övmek. Halkın dini görüşlerine aykırı olan akımlarla mücadele etmek. Halkın dini görüşünün, yönetimdeki insanlarla bire bir örtüştüğü düşüncesini, insanların beynine sokmak.
Evet, beynine sokmak!
Teknokrasi; demokrasinin tam zıttı olarak, işi ehline teslim etmektir. Bir konudaki karar hakkını, o konunun uzmanlarından oluşan bir konseye vermektir. Bu konseydeki uzmanlar, konuyu incelerler ve en doğru kararı vermeye çalışırlar. En doğru kararı verip vermedikleri, başka uzmanlar tarafından sürekli olarak denetlenmektedir. Tamamen liyakate dayalı olan teknokratik sistem, kişi kayırmanın ve torpilin ecelidir. Hiç kimse, hakkı olmayan bir makamı işgal edemez. İşini adam gibi yapmayanlar, sistemde asla barınamazlar. Devlet, adeta devasa bir makine gibi çalışır. Bu makine, sürekli olarak denetlenir ve bozuk parçalar yok edilir. Alınan her karar, bilimsel temellidir. Kararların akla ve mantığa %100 uyması zorunludur.

Moriarty

156 IQ, Yazar ve Mucit


Yorum Bırakın